Friday, June 19, 2009

Allah hangimizden bikti?

Never ending life story dedikleri benim icin de pek degismiyor. Turkiye topraklarina basmaya 1 hafta kala yorgunluktan olmus bir sekilde ise surunuyorum her sabah. Icim de disim gibi yorgun, kafam ise artik sunger kivamina mi geldi acep? Unutmaya basladim, pek hayra alamet degil.

Ipod sponsorlugundaki gunluk NJ -NY otobus yolculugumda gecen gun bir kadini girtlaklayasim geldi diger kader arkadaslarimdan da cesaret alarak. Elinde kocaman metal bir kasikla yogurt yutan alabildigine caralak sesli bu kadincagiz, kulaginda kocaman DJ'vari kulakliklariyla telefonda konusarak sabir sinirlarimi bir hayli zorladi. Kafayi taktim mi takiyorum, kulagim surekli kadinda bir Fransizca bir Ingilizce yarim saatlik yolcukta yedi bitirdi beni.

Benimse kafamda kayin ve maun anneme aldigim ancak alti UPS'ten cikmayinca geri gonderilmesi icab eden bu yilin en moda rengi oldugu iddia edilen narcicegi rengindeki tankiniden tut da, Mevlana'nin nefs ile ilgi sozlerine kadar genis bir yelpazede dans eden dusunceler var. Butun bu dusunceler etrafinda bir de uzerine dun aksam God grew tired of us isimli filmi seyrettikten sonra beynim iyice allak bullak oldu, ucsuz bucaksiz dusunceler silsilesiyle.

Lost Boys 1987 yilindan beri cesitli multeci kamplarinda yasayan Sudan'li cocuklara deniyor. Film kucucuk yaslarindan itibaren, ulkelerindeki ic savas ve Musluman olmayanlarin sistematik olarak katledilmesi korkusuyla topraklarindan cikip binlerce kilometre yayan, ac, susuz, camur yiyip, kendi idrarlarini icen Kenya, Etiyopya gibi ulkelere yuruyen erkek cocuklarin hikayesi.

Bu cocuklar ulkelerinden kopartilmislar. Ailelerinden haberleri yok, gelecekleri, ruyalari, asklari yok. Erkek erkege, toprak tabanli kucuk kamplarda kendi hayatlarini kurup bir umut bekleyen cocuklar. Yarina ne yiyecekleri belli degil. Birlesmis Milletler'in yardimi olsa da bu binlerce cocuk ac ve umutsuz.

Birkac tanesi Amerika'ya gitmeye hak kazaniyor. Umutlari, geride kalanlara yardim etmek. Fabrikalarda, McDonald'slarda, zengin restoranlarinda kazandiklari uc bes dolarla onlari da kurtarmak pesindeler. Allah'in onlardan biktigini dusunenler var aralarinda. Bir an icin bile umutlanmak isteyenler de. Bir gun diyorlar gececek bu savas, kadinlar tecavuzden, erkekler katledilmekten, evler yakilmaktan kurtulacak ve biz de topraklarimiza geri donecegiz. Cogu anasinin babasinin akibetinden habersiz.

Butun bunlari seyrederken kendimi dusundum. Yorgunlugumu, son gunlerdeki constant sikayetlerimi, bu ulkeden, insanlardan, kendimden bikkinligimi. Ve utandim. Hepimiz utanalim bir sureligine. Ne bekliyoruz bu hayattan, ne hayal ediyoruz, ne yasiyoruz? Peki ya hic hayal etmeyi bilmeyenler, edemeyenler, ettigi anda korkanlar, agzina edilmis bir cocukluk yasayan hatta hic cocuk olmadan buyuyenler. O kamptan bu kampa ciplak ayak bilinmeze yuruyen, yolda telef olanlar. Bunlari dusundum. Sonra da her daim marsik teni ve at gulusuyle magazin aleminin vazgecilmezi Cagla Sikel'e hamileligi yuzunden ask kumkumasi kocasinin getirdigi gunes yasagi haberi ile gunlerden beri mansetten dusmeyen Ayse Arman'in buyyyyuuuk bir cesaret ornegi gosterip asiri modern olan,cok cesur kocasinin da destegi ile cektirdigi seks degil ama seksi resimleri geldi aklima ve dedim ki kendi kendime; hay yikilasi, yok olasi, kor olasi dunya. Bu mudur yani?

Saturday, June 13, 2009

Yazlik

Buralarin yazi da bir baska guzel oluyor! Gri bir hava, Hudson nehrinden buram buram gelen bok kokusu, bitmek tukenmeyen bir yagmur ve dolayisiyle nese icinde kalkilan sabahlar. Tamam birsey demiyoruz milletin memleketine de, haziranin bilmem kacinda bir gunes yuz gormek fena olmazdi hani. Ruhumun senlenesi var ama olamiyor sayesinde, ne yapayim.

Gunlerdir haberlerde de menem birsey yok. Istanbul Emniyet Muduru baska bir sehre vali olarak atanmis, cok sevinmis hayirli ugurlu olsun gittigi sehre, giden geleni aratacak mi bizim sehirde onu da heyecanla bekliyoruz. Iran Ahmedinejat abimi yeniden secti, az once canli konusuyordu televizyonda, hersey insanlar icin diyor, insanlar secti beni, biz de onlar icin variz. Sanirim kadinlardan bahsetmiyordu insanlar derken.

Munevver'in katili Rusya'da mafyayla rulet oynuyor herhal, hala yakalanamadi, hababam yeni bir ipucu cikiyor, basin pompaladikca pompaliyor ama ne kestin koc ne yedin hic. Cher'in kizi erkek olacakmis, gunlerdir en buyuk haber bu, buralarda. 45 estetik ameliyati olmus, 35 kiloluk 65 yasindaki Cher'e reva mi bu diyenler vardir ama helal olsun kiza, koymus aklina yapacak.

Gecen hafta Kansas'ta bir kilisede, bir kurtaj doktoru olduruldu, katili takdir eden borazancilar var. Nefret dolu insanlar, yapilani hak gorenler. Ruh hastalari her yerde. White supremacist denilen irkcinin agababasi 88 yasindaki James von Brunn Holocost muzesinde guvenlik gorevlisini vurdu. Kendi gibi olanlar disindakilerden nefret eden bir Alman gocmeni. Haa bu arada Miss California'yi gay evliligi karsiti goruslerinden oturu tacsizlandirdilar ama o bu konudaki dusuncelerinin siki savunucusu olmaya devam edecekmis. Aferin devam et, kucuk beynin, sari saclarinla tepende tacin olmadan da bunu rahatlikla yapabilirsin zati. 17 yasinda memelerini fotografcilara acarken, basina neler gelecegini tahmin edebiliyor muydun acaba? Aha da iste resimlerin ortaya cikti! Sen bizim onceden evlenmis de bosanmis dolayisyla taci elinden pardon basindan alinmis tacsiz tenis kralicemiz gibi basimizin en buyuk taci da olamazsin, bu ulke sildi mi siler adami gulum.

Obama'nin secilmesiyle birlikte Amerika'da silah satin alma orani tavana vurmus. Silah kontrolu yasasinin sikilasmasindan korkanlar silahlara sarilip kendilerini daha iyi savunma cabasinda. Garaj girisine yanlislikla girmis bir arabayi goren ev sahibi tarafindan vurulmanin hak oldugu bir ulke burasi. Okulda, kilisede, muzede, sokakta, internetten ismarlanmis, UPS ile kapina ozene bezene getirilmis bir silah ile carrrt diye vurulabiliyorsun gayet normal yani.

Dave Gahan mutfak radyomda;
"I was in the wrong place at the wrong time
For the wrong reason and the wrong rhyme
On the wrong day of the wrong week
I used the wrong method with the wrong technique" diye bangirdarken, insan haliyle dusunuyor, biz mi yanlis zaman ve yerdeyiz yoksa butun bunlara sahit olup birsey yapamadigimiz icin kafamizda birseyler mi yanlistir.

Ben uzun bir dusunceye dalmak uzere uzayayim o zaman!

Tuesday, June 9, 2009

Bitmeyen cilem Rumeli'de Ask

Elveda Rumeli cilesi, dolayisiyla da benim cilem bitmiyor bitemiyor. Seyretmeyecegim diye soz verdimse de alamadim seyrettim yine son 3 bolumu. Birbirinden acikli, dertli, cileli bolumlerini.

Mustafa artik bombos bakislariyla ne kadar bitik bir adam oldugunu yeterince anlatti. Koskoca Karakalpakli, kahraman Mustafa surekli agliyor, uzaklara bakiyor, daliyor daliyor gidiyor. Aile onu oglu kabul etti, gitme dedi, yok dedi kalamam, ben yuregimi Vahide'mle gomdum artik her tarafim bosluk, gucum yok gidiyorum ama kucuk kizce Emine kendisini sorumlu tuttugu ablasinin olumunden beri gunlerdir suren sessizligini sonunda bozdu Mustafa enistesine gitme ablam bizi sana emanet etti dedi. Enistemiz de durdu kaldi, kuzu gozlerle yalvaran aileye bakaraktan uzaklara daldi veeeeeeeee 76. bolum sonu.

Simdi bekliyoruz 77. sezon finalini, nedir bakalim ipuclari yeni sezona ait. Ha bir de Vahide'yi neden oldurmusler onu da anlayacakmisiz. Eeee soylediniz ya yeni dizi cekecekmis hem de yine ayni sirketle hem de Makedonya'da, orada oynayacak diye. Yine de biz kurban edilecek koyunlarin gun saymasi misali bekliyoruz acaba bizi tatmin edecek bir aciklama gelecek mi diye, sanmam oyalama taktigi bence.

Forumlari okuyorum sagda solda, Berrak Tuzunatac'a ne akillar, ne sitemler bazen de hakarete varan elestiriler.

Neden gitmismis, o yakisikli partner ki bu bizim Karakalpakli Tibbiyeli enistemiz, birakilir da Nejat'a ki bu da su yari baygin dolasan Isler oluyor, gidilir miymis. Yok bu kadar guzel dizide bu kadar unlu olmusken yeni dizide ne kadar basarili olurmusmus. Ha bir de o diziyi asla ve kat'a izlemeyecek olanlar, reytinglerinin yerin dibine batmasi icin dua edenler var ki onlar hele super.

Ama sunu anladim ki insanlar ne kadar da sevgiyi, aski gormeye muhtac. Hayatlarinda ne kadar onemli bir yer kapliyor bir ciftin aski. Bolumlerce kavusamamalarini, kavusunca birlikte olmalarini gormek. Alti ustu bir dizi, biz burada mortgage'imizi, kablolu tv'mizi oderken turlu hesaplar yaparken, ucak biletimizin rebateini almak icin kirk takla atarken bu arkadaslar haliyle bizim 3 ayda yaptigimizi bir bolum basina alip ustune de bir hafta bizi aglatip, yerlerde surunduruyorlar. 15 yasindaki genc kizlarin da ahlari vahlari, saatlerce gozlerini sanal alemlerde patlatip, Aleks-Zarife mi yoksa
Mustafa-Vahide cifti mi daha iyi, senarist hangisine gicik, az replik yaziyor tartismalarina girip sonra da birbirlerini affettirmek icin paragraf dolu aciklamalari da cabasi.

Kendimi hatirladim, ben de o zamanlarda Hayat Agaci olsun, Mavi Ay olsun, Cesur ve Guzel olsun seyredip, saatlerce telefonda yorum yapip hangi karakterin benimki oldugu uzerinde polemiklere girerdim. Kaydettigim kasetleri annemin turlu muhalefetleri ve ne kotu dizi bunlar tacizlerine maruz kalmamak icin goremeyecegi yerlerde saklayip geceleri tekrar tekrar seyrederdim. Ask o zaman da ana temaydi dizilerde, gerci turlu entrika da vardi ya,simdi dusunuyorum da ask olmadan nice olurmus bu dizilerin hali. Herhalde koskocaman bir bosluk. Tarihimizi anlatan donem dizisi Elveda Rumeli bile asktan gecilmiyor. Mustafa-Vahide mi Aleks-Zarife mi birbirini daha cok sevdi ondan cok emin degilim (gerci Aleks Zarife icin din degistirdi eh Istanbullu Mustafa da Vahide icin Makesonya'da koyde kaldi), senaristler son haftalarda oyle bir damardan verdiler aciyi, yazi nasil gecirecegiz bu kadar dozdan sonra o biraz dusunduruyor beni. Ben en iyisi Elif Safak'in Ask'ina geri doneyim ne de olsa asksiz olmuyor!

Sunday, June 7, 2009

Gel zaman, git zaman ya da Kahpe Kader

Ardindan kostugumuz o zaman midir onu Murathan Mungan'a sormak lazim, ama benim ardindan kostugum bu zamandir. Hava hala yapiskanligiyla uzerimize coreklenmemisken, hanimeli kokulu bir Hoboken sokagindan sallana sallana gecerken, Bogaz'a zorla da benzemesini istedigim bozbulanik Hudson nehrinden yelkenliye ic gecirmisken, Corono'nin tepesine bir dilim lime'i itirirken bile olamiyor, Istanbul aklimdan cikamiyor.

Dedim ki yanimdakilere su anda Ortakoy'un arka sokaklarinda yuruyoruz sahile inerken, yanimizda guzel bir kilise, yok dediler yurumuyoruz Ortakoy'de filan burasi sapina kadar New Jersey'in Hoboken kasabasi, koyu, ya da ner ne haltiysa odur. Ee ben de biliyorum burasi elalemin ulkesidir, benim tasli, tozlu her daim yolunda cukuru, cakili eksik olmayan Istanbul'umun sokagi degildir ama ne olurdu az bir hayal kursak. Koku ayni koku degil mi?

Kuramadik, konduk sahilde shik (sesli ve sessiz tukce karakter sorunlu canim klavyem benim) sayilabilecek bir restorana. Disarisi guzeldi ama aklim hala Istanbul'daydi ama bu sefer Kadikoy Nufus Mudurlugu'nde.

Carsamba eve kagit geldi, Gocmenlik ve Anavatan Guvenligi burosundan. Artik cok yakinda sulalesine cok guzel seyler soyleyecegim sevgili gocmenlik burosu calisanlari bana ve Orkan'a guzel iki mektup dosenmisler. Green Card basvurumuzda eksiklik varmis, yeni kanit ihtiyaci icindeymisler ki onlara verdigimiz kanitlar artik benim doga tarafindan bana fazlasiyla verilmeyen sabrimin artik son noktasini oyle bir zorlamakta ki, ne yapmak konusunda bayagi bir surumcemedeyim. Istedikleri kaniti gorunce gocmenlik burosu denilen luzumsuz islerle ugrasan, beyinsiz insanlarin calistigi buroya kocaman bir YUHHHH cektim!

Konu soyle gelismis, ben basvurumu yaparkene istedikleri Birth Certificate yani nufus cuzdanimin Ingilizce tercumesini 55 Amerikan Dolari (Kanada degil) karsiliginda tercume ettirip vermistim. Ulkemizin kanunlari geregi benim sayisini artik hatirlayamadigim kere degisen nufus cuzdanimi, cok guler yuzlu, dakik, hep yardimci ve de kibar calisanlari olan New York'taki Turk Baskonsoloslugu'nda degistirdigimde, verilen yer olarak yazilmis New York kutucugu bir sorun teskil etmis. "Allah Allah sen Turk vatandasisin neden nufus kagidinda New York yaziyor?" demisler. Benim canim gocmenlik burosunda 9-5 calisan, her yil Haziran-Ekim arasi tatile girdiginden oturu benim basvurumu bir turlu process edemeyen guzel kardeslerim, bizim ulkemizde her yil kanunlar degisir. Vatandaslik numerosu cikar, resim degisir, defterken, pleksiglas kaplama olur, evlenirsin degisir, bosanirsin degisir ah bir bilsen. Ama bunu anlatsam neye yarar, onlar benden babami arayip usturuplu bir dille nufus cuzdani suretimi istememi, annemin "Siken midir nedir onu senin mailine mi yollayacagiz?"lariyla kibar bir sekilde mucadele etmemi, yine tercume burosuna ufak bir yolculuk yapmami ve minimumundan 55 ABD dolari harcamami istemekteler hem de cok acil tarafindan.

Ulkede kriz var, birilerinin bir sekilde para kazanmasi, yolunu bulmasi, huzursuz olmasi, bundan oturu biraz alisveris yapmasi, Turkiye'ye telefon etmesi, tercume burolarina sarilip ne kadar olursa olsun sen hemen cevir abicim demesi gerekmekte ki, ekonomi canlansin, hareket olsun, gocmenler kipirdansin, soyle bir silkinip rahat batsin!

Meksika -ABD sinirinda uyusturucu ceteleri yuzlerce insan olduruyor, o ceteler Amerika'nin en islek caddelerinin, Paris Hilton'larin, Donald Trump'larin, yuzbinlerce dolarlik arabalarin takildigi sokaklarin bir blok otelerinde fink atiyorlar hem de bu ulkenin sagligindan, cocuk yardimindan, havasindan, suyundan kokune kadar fayda saglayarak. Ben de son zamanlarda hayatimin her 3 ayda birini tercume burosu, konsolosluk, Broadway avukat ofisi, o olmadi, internet gocmenlik bloglari, vukuatli nufus cuzdani ornegi arasinda kafayi kirarak geciriyorum.

Yaz geldi, bana da hey heyler geldi, karsiki binalar Levent, Maslak hattindaki ismi yabanci bir suru kuleye benzemese de ben yine oturdum baktim soyle bir bizim taraftan karsi yakaya bakar gibi, ozlemisim ulan seni bakalim sen beni ne hallerde bekliyorsun.

Saturday, May 30, 2009

Iplik ve pazari

Ah ulan Ege,
Sana 2 aylik omruhayatinda bu sekilde ilk hitap eden benim herhalde ve de son olmak istiyorum bu boyle biline haaaa.

Az once annengilin yazdiklarini okudum da, ben kendisinin bir paket sigarayi bir gunde yumulup icitigini hic bilmiyordum. Iste bu bloglar, bloggerlar da hepimizin kirli camasirini ortaya cikarip, ipligini pazarda lime lime edip tepene firlativeriyor.

Ben de basladim anasini satayim sigara icmeye. Annene gore hep meyilim vardi da yaklasik 15 yildir bir turlu soyleyemiyordum, cekiniyordum, cok utangac bir insan oldugum icin pek acilamamistim. Issiz gucsuz takildigim, hayatimin West New York'un nezih marketi Bazaar ve evim arasindan ibaret oldugunu kendime inandirdigim, Turk dizisi askimin top yaptigi donemlerimde yak bir sigara kul olsun dertler ucunda (Sezen Aksu) olayina girip, bir Turk kahvesi ile gunun orta yerinde soyle bir keyif yapiyordum cok stresli ev hayatim suresince. Yaz Youtube'a Elveda Rumeli bilmemkacinci bolum bilmemkacinci kisim, Fatma anam, Ramiz babamla kopuklu Turk kahvelerini karsilikli hopurdeterek iciyorduk ki keyfime diyecek yoktu vallaha.

Simdilerde ise sigara, aksamlari bizim Muhtar, kendisi bu sanal sularda ifsa edilmek istemediginden ismini degistirerek kullanmak zorundayim, ve sevgili esi ile uzun ve cook keyifli, vatanin ve hatta dunyanin bir batirilip bir cikarildigi gece sohbetlerimizin vazgecilmez bir parcasi olarak dudaklarima yapismakta. Umarim annem bir gun Facebook'a oradan da bloguma girerek bu satirlari okumaz yoksa hayatim bir daha aydinlanmamacasina kararacaktir bak bunu da soylliiiim.

Neyse konumuza geri donecek olursak Ege'cim, sigara pek guzel birsey degil. Icki de oyle ama ben pek icki konusunda cok ahkam kesemem cunku kendileriyle gorusmeyeli bir 15 yil olmustur herhal.

Ickiyle ilk tanismam ise pek sevgili ananizin (burada bir kinaye kesinlikle soz konusu degildir) Kadikoy- Besiktas sehir hatlarinin ceyrek gece ya da ceyrek kala (aramizda onemli sifre) sabah seferleri vapurlarinin kic kisminda bana gore ne idigu belirsiz bir alkol ile ne idigu belirsiz bir tavsanin neresinin kani oldugu anlasilmayan zikkim tadindaki caylarini karistirarak oldu.

Daha sonralari genc, guzel, aykiri, guclu bedenlerimiz vodka ve visne istedi sabah seferlerinde. Midemiz cok gucluydu hep icsindi, kafamiz cok hostu hep ucsundu. Ilk derslerimiz hic anlamadan, uyuyarak gecsindi. Yillar yillari kovaladi, Ziverbey civarindaki agaclar, dibine kusulmak suretiyle semirtildi, gerekli yer ve kimselerden uyarilar alindi, hayatin ceremesi cekildi ki benim icin bu hepinizden daha cok, cunku bu New York hayati beni cok yordu, sergiye git, Lincoln Center'da bu konser, bu opera (en cok bunu sevip vakit harciyorum harbiden), su acilis, bu Turk Haftasi, ee oradan tabii arkadaslar cagiriyor Soho'da su barda Happy Hour felan, neyse migren hastasi oluverdim. Artci depremler misaaaili bu icki denen lanet sey migreni oyle bir tetikliyor ki felegin cemberinden saglam geciyorsun artik oyle diyeyim sen anla beni.

Artik ben kendimi dusunce gucuyle sarhos ve hatta highh etmeye calisiyorum ne yapayim sevgili kucuk kardesim Ege. Sen yine icmek istersen bol tarafindan ic zamani geldiginde, bilirim guzeldir, sayesinde caresi bulunur bilirim her sorunun (eh bu da Sezen Aksu).
Haydi iyi geceler sana Ege, her nerede uyuyor ve uyutuluyorsan.

Thursday, May 28, 2009

Yemeginizi korurum sapina kadar

Sonunda ben de sertifikali oldum!!! Food Handler's Protection Certificate from the City of New York. Pek bir ciddi, afilli bir adi olsa da, aslinda sertifikanin bizim anlayacagimiz dilde anlami, New York restoranlarinda farelerle nasil mucadele edersin anam babam!

Son is yerimde pek sevdigim tonton Italyan patronum benim bu sertifikayi almam gerektigine kani oldu. Zira New York restoranlarinda mutfak calisanlarinin okuma yazma orani bir hayli dusuk oldugundan, benim mutfakla, servisle bir alakam olmamasina ragmen bu sertifikayi alip kalabalik Upper East Side restoranini farelerden, boceklerden benim kurtaracagimi umit etmekte.

Uc gun suren ve benim de uc gun isten kaytarmama yarayan bu sertifika icin 15 saat egitim aldim bilumum New York'lu restoran sahibi, bartender (burada bizim barmen dedigimize bari tend eden deniyor), mudur ve muhtelif servis elemanalariyla.

Hocamiz Chris abim, habire Italyan oldugunu vurgulayan, sapina kadar Brooklyn aksanli, degis tonton misali hop masa arkasinda hop sinifin sonunda, sabahin sekizinde hepimiz yari uykuda sari kursun kalemlerle not alirken ikiser ucer enerji barlari mideye indiren bir chef idi. Kendisine profesor ya da chef olarak hitap etmemizi ozellikle istedi ki New York'ta chef olmak pek bir ayricalik imis onu da ogrendik 8 yillik elit New York yasamimizda.
New York'un on binin uzerinde restoraninda yemek karistiran herkes chef! ve kendilerinin boyle cagirilmasindan pek bir hoslanmaktalar.

Bronx'tan sertifika kursumuza katilan vejeteryan restorani sahibi rastali tombul kardesim, kirmizi kafa guzel gozlu, guzel yuzlu soguk bartender Caroline (bir tek onun adi aklimda kaldi), yan komsum, sira arkadasim Yunanli abim, onde durmadan boguk sesiyle konusan, espri yapmaya cabalarken iyice batiran, benden onay almak icin 5 dakikada bir arkasina donup bana kas goz suzen deep down New Jersey'li Latino iritasyon ablam ve kipkirmizi suratlari ve super aksanlariyla maaile kursumuza katilan Irish'lerimizle 3 gun gecirdik. Sinavimiza girdik, resmimizi cektirdik sertifikamizi aldik.

Artik farelerle nasil mucalede edecegimizin ordinaryusu oldum. Salmonella, e-coli, trichnosis, buzdolabi, buzluk, isitma, sogutma ne kadar bullshit var ise restoranda yiyecek icecek koruma, fare kacirma, restorana kara fatma sokmamaya dair ogrendik. 4 soruyu yanlis yapmisim 100 alamadim, oysa ki Carolyn benim ne kadar parlak bir ogrenci oldugumu kestirip benden 100 bekliyordu olamadi, sorry Carolyn next time artik o da reklamcilik, fotografcilik ya da ne bileyim pastacilik kursuna kismetse diyerekten, kuyrugu sikistirip dondum ise geri. Hafta cok cabuk gecti bari.

New York restoraninda yiyecegi korumak artik benden sorulur, ama ben yine de derim ki en iyi restoran evinizdir sevgili kardeslerim, yok Al Pacino geliyormus, Derin Mermerci takiliyormus, John Cusack mudavimiymis carpaccio'nun filan diye(soylemesi ayip hepsiyle muteessir ya da her neyse ondan olduk Upper East side New York hayatimizda) yuksek sosyete mekanlarini pek de menem birsey sanmayin, Arka Sokaklarda Neler Oluyor (Sezen Aksu) bir dusunun. Basak sen anladin zati, yoksa bilahare anlatirim ben gelince.

Thursday, May 21, 2009

Vahide'nin ardindan

Sevgili Ege,
4 gun sonra 2 aylik olacaksin, eh bu hayatta az da olsa yol katettin sayilir, 2 aya neler sigdiriyoruz biz bir bilsen. Biz buyukler 2 ay degil 2 saatte sevgililerini degistirebiliyor, 1 paket sigarayi bitirip 1 sise sarabi, 6lik Corona'yi rahatlikla devirip baska alemlere akiveriyorlar ki ben migren hastasi oldugum icin o alemlere 20 yasimdan beri akamayip, hayal alemleriyle kendimi sarhos etmeye calsiyorum!

Sana bugun biraz benim cok sevdigim ama su anda biraz kizgin oldugum Elveda Rumeli'den, evde oturup, bol yan gelip yatip, Amerika'daki en yakin arkadasim Dell'e yapistigim donemlerde cok sevgili annen yuzunden tutkunu oldugum diziden.

Bu Elveda Rumeli sevgili Ege'cigim 1890'larin sonunda Makedonya'nin -o zaman Osmanli topraklari-kucuk bir koyunde Sutcu Ramiz, 5 kizi, komsulari etrafinda Osman'linin cokus donemiyle birlikte anlatilan guzel bir hikaye. Annen bana aylarca baski yaptiktan sonra ilk bolumu seyrettim ve cok sikildim ama sonra ne yapayim ki sevgili Dell'im bana artik baska alternatif sunamadigi icin basladim seyretmeye ve tutkunu oldum ki tam o sirada sen yoldaydin ve annen uyku komalari yuzunden diziyi seyretmeyi birakti, de ben yorumlarimi Facebook'taki forum arkadaslarimla paylasmaya basladim. Neyse ben eski bolumleri ikiser ucer gece 4'lere kadar seyrededurayim iyice tutkusu oldum bu dizinin.

Osmanli'nin azinliklariyla olan sorunlari cok guzel islenirken tarihimizi de bir guzel ogreniyorduk ama asil guzel olan dizideki imkansiz asklardi ama ben her kitap, film ve dizideki gibi, yeni bolumlere ozetlere bakip yeni bolumlerde neler olacagini gorup imkansiz asklarin imkanlandigini gorup derinden bir oh cekiyordum.

Asklar evlilige donustu, damatlar geldi, bebeler oldu, eskiya pesinde kosuldu 70 kusur bolumdur yakalanamadi o ayri bir baslik konusu gelgelelim, dizimizin cok sevgili erkek kizi guzel Vahide gecen bolum eskiya kursunu ile oldu. Cok sevgili kocasi Ittihatci, ki bunu da birgun anlatirim sana ya da 10 kusur yil sonra tarih kitaplarimiz degismezse sen kendin ogrenirsin, Tibbiyeli, Karakalpakli Mustafa onu kurataramadi. Kollarinda oldu Vahide, Mustafa'nin. Mezarlar kazindi, oluler yikandi, aman doktor canim doktor gozyaslari icinde topraga verdi Vahide'sini. O aksam gozyaslari bizim evde sel oldu, Dell'imle ben daha bir yakinlastik, iyice isindi kucagima hatta bacagimi yakti, Bregovic'in Ederlezzi'si esliginde. Orkan deli misin der gibi bakti, kirmizi gozlerle o aksam birsey yemek istedigimi soyledigimde. Ben Babam ve Oglum'u seyrettiginde bogazinin dugumlenmesini hic garip karsilamamistim ama birsey diyemedim hickirmaya devam ettim.

Sadece bir dizi diyeceksin sen de, neler oluyor. Ama Ege'cim biz bu dizileri neden seyrediyoruz, biraz eglenelim, gulelim, en imkansiz askin nasil imkanli oldugunu gorelim, haftaici Dell'imizle sevdigimiz sahneleri tekrar tekrar seyredelim. Eh simdi ne oldu, ben bir daha nasil seyredeyim eski bolumleri, Vahide'nin Mustafa'yi azarladigi, dovdugu, terk ettigi, anasinin onlari aralarinda birhangi sey oluyor mu diye perde arkadasindan seyrettigi sahneleri ve guleyim. Imkansiz, imkansiz.

Hafta boyunca Vahide karakterinin oyuncusunun aski icin diziyi terk ettigi haberleri cikti, ben de yazdim saga sola, dedim nedir bu, ayiptir diziden ayrilsa da bu haberler cok cirkin. Gerekli yerlerden emailler geldi olay aydinlaltildi ama ben ve forum arkadaslarim daha bir baglandik birbirimize ve Vahide'yi oldurmemeye karar verdik ama basaramadik. Dizi de hayat gibi devam ediyor dediler bize, olumler, savaslar gibi gercek, yalan olsa da!

Gozyaslari sel oldu bizim evde, bu bize reva miydi? Kendime yasakladim Elveda Rumeli'nin son bolumunu seyretmeyi, guzeller guzeli Vahide kara topraga girmisken bir daha nasil avunuruz ben de bilemiyorum Ege'cim.
Sen sen ol, eger birgun hikaye yazarsan sakin mutsuz sonla bitirme, hep mutlu olsun sonu, akillarimizda mutluluk ve gulumseme kalsin, cunku oyle gunler oluyor ki bazen sadece hikayelerin sonu bizi mutlu ediyor ve gulumsetiyor.

Ve son olarak cakir gozlu Ege'm magazin haberlerine inanma, hepsi yalan dolan!