Dave Gahan'in sagligina duaci oldugumuz sicak bir sali aksami Depeche Mode yine cikti Madison Square'e. Sagolsun konserden once gittigimiz diner'da onlarca Depeche Mode sarkisi dinledik hazirlik babinda herhalde bombardman yapti bartenderlar ya da Depeche Mode'un ozel istedigiydi seyircileri gaza getirin mahalle cevresinde konser oncesi diyerekten bilemiyorum artigina.
Konserlerde seyirciler icinde yakindan takip ettigim bir iki kisi mutlaka oluyor hatta beni en az sahnedekiler kadar eglendiriyorlar diyebilirim. O aksam da ilgimi ceken iki tipleme vardi. Birincisi her tarafi peace isaretli eldiven elbisesiyle sarkinin ritmi ne olursa olsun, manyak gibi dans eden tabii ki sari sacli Depeche Mode'u o gun duymus hatta hangi konserde oldugunu bile bilmediginden emin oldugum bir kizcagizdi. Yanindaki super iri, erkek arkadasi oldugunu tahmin ettigim garip bir tiple dans ediyorlardi. Dugun, dernek, disco, club, sokak, araba hep ayni figurlerle dans edenler vardir, saclarini saga sola atip ellerini yana acaraktan, iste bu kizcagizimiz onlardandi. Erkek arkadasi konser ortasina dogru o huge vucutla haliyle yorulup oturunca, kizimiz yanindaki kucumen Cinli'lerle yandan yandan attirdi. Ben baya koptum onlari seyrederken. Bir de onumde, icinden cok eglendigini tahmin ve umit ettigim ama yasama dair bile cok az belirti gosteren bir kiz vardi. O da kocasi ya da sevgilisi hafif kalca hareketleriyle eglenmeye calisirken 2 saatin tumunde suratsiz, hareketsiz yerinde oylece oturdu. Aklima Basak'la Gitar'a gittigimiz bir gece geldi. Gumbur gumbur muzikli, bol sigara alti olan bir gecede bir cift kosede elele oturmus uyuyorlardi. Butun gece Basak'la onlara bakip gulmustuk, nasil olabilir bu kadar sonsuz huzur diyerekten.
Dave Gahan tabii ki de muthisti, Istanbul'lulara yaptigi yamuktan sonra baya iyi gozukuyordu, saglik sorunlarini cozmus, bizlere tam performans Oh Yeah ve That's Right'lariyla geri donmustu. Kalcalarini saglam kivirtiyor, ellerini guzel cirpiyordu. Ama ben Martin L. Gore'a asigim galiba ya da I have a crush on him. Simdi Depeche Mode hayranlari bilirler, ozellikle ben burada bir hayrana atifta bulunuyorum ben cok bilmem tabii, asil hayranlarin bildigi benim cok bilmedigim sey su k; Dave Gahan bir Chris Martin olsun, bir Eddie Vedder, bir John Lennon olsun hatta bir daha da ileri gidersek Mazhar Alanson gibi grubun on planda, en son sahneye cikan, en cok alkis alan elemani olsa da Martin L Gore da en az onun kadar star bence. Bence degildir bu one surme aslinda mutlaka, gercek hayran arkadaslarim ve burada ozellikle bahsettigim kisi de bana katilacaktir ama ben nacizane kendi crush'imdan yola cikarak bunu one surmek istedim. Oyle bir ses tonu, fragile bakislar, sari lepiska saclar, artik yas almasi nedeniyle hafif buyumus bir gobek, boynundaki gitar ve It's a question of lust and trust ya da Never turn your back on mother earth olayi beni yiyor bitiriyor canim Depeche Mode ve Martin L. Gore fanlarim. Boyle bir yazma yetenegi, manyak bir ses ah ulan! Kadife sesli yakistirmasi kart playboy, super bronz Julio Iglesias'a degil Martin'e verilmeli bence, ama yine de kirik kalpli kendisi, Julio gibi yatlarda on kusur kadinla fink atip kalca masaji yaptirmiyor. Martin gecen yillarda karisindan ayrilmis. O zaman buraya tur icin geldiklerinde TV'de bahsediyorlardi, kalbi yarali, kolu kanadi kirik imis. Precious sarkisini da(Things get damaged, things get broken)o zaman yazmismis. Allahim nasil olabilir boyle okuzluk (karisindan bahsediyorum), bu adam ne yapti ki bu kadina, kadin bunu birakti? Adam perperisan konusamiyordu TV'de vallahi o donem. Simdi ehhh daha iyiydi tabii. Uzerinden zaman gecti haliyle. Jezebel isimli yeni sarkisini da soyledi, manyak kirilgan sesiyle.
Boyle boyle gecti iki saat, kivirta, soyleye, ice, el cirpa. Iki hafta once de baska konserdeydik o da bitmez gelmisti ama bitti, her guzel seyin bittigi gibi. Simdi Veronica Decides to Die isimli intihar girisiminde bulunup timarhaneye kapatilmis genc bir kadinin hikayesini okuyarak ve Melekler Korusun isimli cok begendigim Turkish diziyi seyrederek aklimizi korumaya calisiyoruz ne kadar oluyorsa bilemiyorum artik. Guzel korumalar dileyerek Melekler'in korumasina geri donuyorum Ipek'in Istanbul ve kalp kirikliklari ile mucadelesini seyretmek icin.
Thursday, August 6, 2009
Sunday, August 2, 2009
Kazanmali, kaybetmeliyim
"Kurkcu dukkanina yeniden donduk" diye yazmis bir arkadasim Facebook'taki statusune biri de "Back @ Kurkcu dukkani" diye attirmis durumunu tatil donusu. Ben de ayni sekilde kurkcu dukkanina sayisini artik hatirlamayacagim kez geri dondum. Her donusum bir confusion yaratirken, buradan her gidisimde de Kurkcu dukkanindan ciddi bir ayrilamama durumu, asiri duygusallik, ayaklarin geri gitmesi hali falan yiyip bitiriyor beni.
Didem'de ayrilamama ya da baglanma sendromu varmis, ben de yillardir kendimi bir tuhaf ve mozosist bulurdum. Ilkokuldan beri o zamanki kurkcu dukkani okulum kapanirken aglar, okul acilirken evden ayriliyorum diye zirlardim. Tatile giderken, donerken, birinin evinde kalip kendi evime donerken icim siserdi. Demek bunun adi ayrilma sendromumuymus iyi oldu Didosh'un soyledigi ben de ogrendim durumumu. En azindan manyak olmadigimi, hic olmazsa onun kadar olmadigimi diye dusunup icime serin sular serpildi.
Bizim Kurkcu dukkani oldugu gibi durmakta ekstra kitap, akide sekeri, raki ve bilumum Turkiye kokan ivir zivir eklenmis halde ve pek cok dusunceyle doldurulmus bir guduk beyin ile birlikte. Super fit geri gelmeyi pek fazla umdugum ama yanildigim Turkiye tatili zart diye gecti. Puslu, yapisik bir New York gunune adim atmaya bir gun kala "Ne gemiler yaktim, Ne gemiler yaktim" diyen Sezen Aksu'nun Farkindayim sarkisini dinleyip bileklerimi kesmeye mi hazirlansam acep?
Gecen bir ayin en guzellerinden biri 8 yil sonra ilk kez gittigim Sezen konseriydi. Acikhavada'ki konser ne kadar da guzel ne kadar da tanidikti benim icin. Eski gunler aslinda eski degil yepyeni gibi gozumun onundeydi, yanimdaki genius ile manyaklik arasinda gidip gelen superstraplesli sahsin da olumlu etkileri kacinilmazdi. Gozume Acikhava kucuk geldi, en ucuzun bir ustunde aldigimiz bilete gore arka siralardaki yerimiz bile soylemesi ayip 2 gun sonra Dave Gahan'in bir yamugu olmazsa gidecegim Madison Square'in arka siralari ile karsilastirilinca baya prestijli bir yer gibi gozuktu gozume. Sarki sozlerini arada unutsa da, sarkiya erken girse ki ben tabii ki anlamadim bunu ama yanimdaki Superstraples Supertramp soyledi birkac kez, ya da sanki biraz yorgun veya dalgin olsa da yine de hayatimin istisnasiz en guzel zamanlarini yasatan Sezen Aksu kalbimi soyle bir avucladi. Ilkokulda babamin aldigi beyaz walkmanda dinledigim Daglar Daglar sarkisini yillar sonra canli dinlemek ne kadar da hossik bir duygu oldu benim icin 35'inci yasimdan 3 gun aldigim bir gecede.
Nuri Bilge Ceylan'i cok sik anar oldum bugunlerde ozellikle de kalbimi orada birkmisken. Yalniz ve guzel ulkem demisti Cannes'da odulunu alirken ne kadar dogru demis. O kadar guzel ama bir o kadar da yalniz ve kirilgan bir ulke benimkisi. Herkesin kalbi kirik tough bakislarinin, keskin sozlerinin, maco ve hatta kustah tavirlarinin altinda. Manyak bir korku ama aslinda buyuk cesaret, sonsuz ozgurluk ama fazlasiyla baskasina esaret, aciya addictive ama ondan kurtulmak icin kafesteki aslan gibi kukredigi halde sesini duyuramayan insanlariz. Hepimiz, topumuzun, bir bir kalbi kirik. Soylenenlerden, verilmis ama pek da sallanmamis sozlerden, giyimini kusamini, dinini, tenekesini icini kanirtircasina acitan sozlerden, arada sikismisliktan kalplerimiz parca parca. Herkes kacmak istiyor, ipini koparip bir yere kapaklari atmak. Aileden kacmak, askerlikten, ekonomik krizden, issizlikten, asksizliktan, fazla asktan, yersiz yurtsuzluktan... Ama kacamiyorsun, yer yurt neresi olursa olsun kendinden kacamadigin icin, kacmak istedigin hicbirseyden de kacamiyorsun, sirtinda bir kambur, kalbinde bir sizi, beyninde surekli bir alarm olarak senin pesinden geliyor, geliyor. Bazen pili bitmis bir alarm oldugunda bir sureligine unutsan da pili takildiginda yine pesini birkamayacak kadar israrci bir alarm.
La'l ile basladi konser o gece,
"Ah şişede la’l Hem de ay hilal
Bir daha da görmedim öyle yazı" dedi Sezen Aksu , ben de gayrihtiyari goge baktim ayi goremesem de o sirada, guzel bir yaz gecesinin uzerimdeki agirligi, sirtimdaki kamburumla boyle bir yazi yeniden yasamayi umut etmeyenler utansin dedim kendime.
Didem'de ayrilamama ya da baglanma sendromu varmis, ben de yillardir kendimi bir tuhaf ve mozosist bulurdum. Ilkokuldan beri o zamanki kurkcu dukkani okulum kapanirken aglar, okul acilirken evden ayriliyorum diye zirlardim. Tatile giderken, donerken, birinin evinde kalip kendi evime donerken icim siserdi. Demek bunun adi ayrilma sendromumuymus iyi oldu Didosh'un soyledigi ben de ogrendim durumumu. En azindan manyak olmadigimi, hic olmazsa onun kadar olmadigimi diye dusunup icime serin sular serpildi.
Bizim Kurkcu dukkani oldugu gibi durmakta ekstra kitap, akide sekeri, raki ve bilumum Turkiye kokan ivir zivir eklenmis halde ve pek cok dusunceyle doldurulmus bir guduk beyin ile birlikte. Super fit geri gelmeyi pek fazla umdugum ama yanildigim Turkiye tatili zart diye gecti. Puslu, yapisik bir New York gunune adim atmaya bir gun kala "Ne gemiler yaktim, Ne gemiler yaktim" diyen Sezen Aksu'nun Farkindayim sarkisini dinleyip bileklerimi kesmeye mi hazirlansam acep?
Gecen bir ayin en guzellerinden biri 8 yil sonra ilk kez gittigim Sezen konseriydi. Acikhavada'ki konser ne kadar da guzel ne kadar da tanidikti benim icin. Eski gunler aslinda eski degil yepyeni gibi gozumun onundeydi, yanimdaki genius ile manyaklik arasinda gidip gelen superstraplesli sahsin da olumlu etkileri kacinilmazdi. Gozume Acikhava kucuk geldi, en ucuzun bir ustunde aldigimiz bilete gore arka siralardaki yerimiz bile soylemesi ayip 2 gun sonra Dave Gahan'in bir yamugu olmazsa gidecegim Madison Square'in arka siralari ile karsilastirilinca baya prestijli bir yer gibi gozuktu gozume. Sarki sozlerini arada unutsa da, sarkiya erken girse ki ben tabii ki anlamadim bunu ama yanimdaki Superstraples Supertramp soyledi birkac kez, ya da sanki biraz yorgun veya dalgin olsa da yine de hayatimin istisnasiz en guzel zamanlarini yasatan Sezen Aksu kalbimi soyle bir avucladi. Ilkokulda babamin aldigi beyaz walkmanda dinledigim Daglar Daglar sarkisini yillar sonra canli dinlemek ne kadar da hossik bir duygu oldu benim icin 35'inci yasimdan 3 gun aldigim bir gecede.
Nuri Bilge Ceylan'i cok sik anar oldum bugunlerde ozellikle de kalbimi orada birkmisken. Yalniz ve guzel ulkem demisti Cannes'da odulunu alirken ne kadar dogru demis. O kadar guzel ama bir o kadar da yalniz ve kirilgan bir ulke benimkisi. Herkesin kalbi kirik tough bakislarinin, keskin sozlerinin, maco ve hatta kustah tavirlarinin altinda. Manyak bir korku ama aslinda buyuk cesaret, sonsuz ozgurluk ama fazlasiyla baskasina esaret, aciya addictive ama ondan kurtulmak icin kafesteki aslan gibi kukredigi halde sesini duyuramayan insanlariz. Hepimiz, topumuzun, bir bir kalbi kirik. Soylenenlerden, verilmis ama pek da sallanmamis sozlerden, giyimini kusamini, dinini, tenekesini icini kanirtircasina acitan sozlerden, arada sikismisliktan kalplerimiz parca parca. Herkes kacmak istiyor, ipini koparip bir yere kapaklari atmak. Aileden kacmak, askerlikten, ekonomik krizden, issizlikten, asksizliktan, fazla asktan, yersiz yurtsuzluktan... Ama kacamiyorsun, yer yurt neresi olursa olsun kendinden kacamadigin icin, kacmak istedigin hicbirseyden de kacamiyorsun, sirtinda bir kambur, kalbinde bir sizi, beyninde surekli bir alarm olarak senin pesinden geliyor, geliyor. Bazen pili bitmis bir alarm oldugunda bir sureligine unutsan da pili takildiginda yine pesini birkamayacak kadar israrci bir alarm.
La'l ile basladi konser o gece,
"Ah şişede la’l Hem de ay hilal
Bir daha da görmedim öyle yazı" dedi Sezen Aksu , ben de gayrihtiyari goge baktim ayi goremesem de o sirada, guzel bir yaz gecesinin uzerimdeki agirligi, sirtimdaki kamburumla boyle bir yazi yeniden yasamayi umut etmeyenler utansin dedim kendime.
Wednesday, July 15, 2009
Kimin sehri?
Bir sehri oldugu gibi sevebilir miyim diye dusunuyorum sabahtan beri, deli bir firtina ve ardindan sagnak bir yagisla birlikte Nisantasi yollarina dustugum sirada. sari dolmuslara binmeyi bile ozledim, ucuran soforleri de. Her ne kadar mutsuzlugu dolayisiyla da suratsizligi beni uzse hatta kalbimi kirsa da soforun, o dolmusta "karsi"ya gecmek ne kadar da buyuk bir keyifmis. Erenkoy - Taksim arasi yolculuk uc kaza sahitligi, sayisiz serit degistirme cambazligi, soforun uzun cep telefonu muhabbeti ile koprunun de acik olmasinin yardimiyla kisa surdu. Sagnak yagis esliginde Nisantasi dolmusundaki son koltuga binmek istemem ise onume zarrrt diye atlayan bir kadin sayesinde basarisizlikla sonuclandi. Kibarca da olsa birsey soyleyemedigim icin kisa bir afallama sonra da kendime kizma hissiyati ise kisa surdu. Salak salak kadina bakip, dolmusun hizla basip gitmesiyle arkadaki bos dolmusa atlayiveriyorum Uzun zamandir denial'da oldugum kendi ulkemde yabancilik durumu ise ortaya aniden cikiyor.
New York'ta olsa bir panter atikligi ile hakkimi cemkirebilecek olan ben, burada salak salak bakiyorum. Dun aksam da otoparktan cikarken 10 milyon ya da YTL, TL her neyse eksik aldigim paranin uzerini gayet salakca cantama tikistirip bir de gorevliye cok sagolun, iyi aksamlar yaglama ballamasindan sonra, eksikligi arkadasimin dikkati sayesinde farkina vardim. Her Kadikoy yolculugundaki farkli ucret uygulamasina suskunlugum ise cabasi. Artik buradaki tepkileri unutmusum. Ya sofor bana ters bir cevap verirse hatta bagirirsa ya da O'nu acaba utandirir miyim o kadar yolcunun icinde dusuncesi beni birsey soylemekten alikoyuyor. Dilimde bir tutukluk ki, o tutukluk, beni bilenlerin, duyanlarin bazen rica minnet bazen de ciddi uyarmalari ile siklikla arzu ettikleri birsey. Konusma acizi kesildim, yorum yapamama, elestirememe filan falan. Ulkeme mi bok atmak istemiyorum, yoksa ondan kotu ayrilmak mi onu ben de bilemedim. Fiziksel olarak cok degisen birsey yok biraktigimdan beri ve her yilki gelis gidislerimden cok fazla bir anormallik gozume carpmiyor. Sadece bir yil gordugum dukkan, ertesi yil baska birsey olmus. Bir restoran acilmis digeri kapanmis. Manyakca bir sirkulasyon. Ama bariz bir sekilde dikkatmi ceken sey insanlarin mutsuzlugu, suratsizligi ya da uzgunlugu. Soforler, yolda yuruyen gencler, evdeki insanlar, benim gordugum herkes neredeyse. Birsey soylemeye cekiniyorum, espri filan yapmak cidden urkutucu benim icin. Kendimi tutuyorum sakin sakin durmak icin, yanlis anlasilmak en buyuk korkum cunku.
Nisantasi'nda Bahar Pastanesi hala yerinde, ohhhh ne kadar da guzel. Karisik pizza ve aycoregi aliyorum, tikiyorum agzima Tesvikiye Caddesi'ni boylu boyunca yururuken. Sonra bos bir magazanin caminda Fuaye Cafe yazisini goruyorum. Aklima tabii Orhan Pamuk ve Masumiyet Muzesi geliyor, roman boyunca bitmek tukenmek bilmeyen Fuaye'deki yemekler. Assk Cafe'de cook eski arkadaslarimla, 11 yasindan beri tanidigim artik bebeleri olan arkadaslarimla bulusuyorum. Kahve ve sigara esligindeki eski gunleri konusmak bu sehre olan aidiyetimi hatirlatiyor bana, cunku unutmusum. Unutmak hayattaki en buyuk korkum. Sevdigimi, severek gordugumu ya da gorup kizdigimi, kizip affettigimi unutmak, ilk gencligimi, simdi salakca gelen ama o zaman ne kadar da onemli olan sacmaliklari, konustuklarimizi, yasadigimi unutmak. Iste bu sehir bana butun bunlari yeniden hatirlatiyor bugun itibariyle.
Unutmusum iki yildir ya da son sekiz yildir yavas yavas aslinda unutmadim sandiklarimi. Hatirlamak ise cok guzel, manyak bir duygusal tatmin sonrasinda gelen duygusal bosalma. Ama tabii kafanin icine de saglam tarafindan etme durumu. Burayi birakip geri dondugunde yine bir ait olamama, isteyip de basaramama haletiruhiyesi. Yillarca bu duygu yedi bitirdi beni. Bir sehir bu kadar mi agzina edebilir insanin yoksa aslinda sucladigim sehir degil de buyumek, yaslanmak mi gizliden.
Yillar once bir arkadasim icin bir sarki yazilmisti ya da siir yanlis hatirlamiyorsam "Istanbul Senin Sehrin" diye, iste simdi aklima o geldi, Istanbul her zaman benim sehrim bana kimse oyle birsey yazmamis olsa da. Suratsiz, lanet, zor ama sevilesi ve cok cok sevdiklerimin, vazgecilmezlerin, ilklerimin sehri. Vallahi seviyorum seni.
New York'ta olsa bir panter atikligi ile hakkimi cemkirebilecek olan ben, burada salak salak bakiyorum. Dun aksam da otoparktan cikarken 10 milyon ya da YTL, TL her neyse eksik aldigim paranin uzerini gayet salakca cantama tikistirip bir de gorevliye cok sagolun, iyi aksamlar yaglama ballamasindan sonra, eksikligi arkadasimin dikkati sayesinde farkina vardim. Her Kadikoy yolculugundaki farkli ucret uygulamasina suskunlugum ise cabasi. Artik buradaki tepkileri unutmusum. Ya sofor bana ters bir cevap verirse hatta bagirirsa ya da O'nu acaba utandirir miyim o kadar yolcunun icinde dusuncesi beni birsey soylemekten alikoyuyor. Dilimde bir tutukluk ki, o tutukluk, beni bilenlerin, duyanlarin bazen rica minnet bazen de ciddi uyarmalari ile siklikla arzu ettikleri birsey. Konusma acizi kesildim, yorum yapamama, elestirememe filan falan. Ulkeme mi bok atmak istemiyorum, yoksa ondan kotu ayrilmak mi onu ben de bilemedim. Fiziksel olarak cok degisen birsey yok biraktigimdan beri ve her yilki gelis gidislerimden cok fazla bir anormallik gozume carpmiyor. Sadece bir yil gordugum dukkan, ertesi yil baska birsey olmus. Bir restoran acilmis digeri kapanmis. Manyakca bir sirkulasyon. Ama bariz bir sekilde dikkatmi ceken sey insanlarin mutsuzlugu, suratsizligi ya da uzgunlugu. Soforler, yolda yuruyen gencler, evdeki insanlar, benim gordugum herkes neredeyse. Birsey soylemeye cekiniyorum, espri filan yapmak cidden urkutucu benim icin. Kendimi tutuyorum sakin sakin durmak icin, yanlis anlasilmak en buyuk korkum cunku.
Nisantasi'nda Bahar Pastanesi hala yerinde, ohhhh ne kadar da guzel. Karisik pizza ve aycoregi aliyorum, tikiyorum agzima Tesvikiye Caddesi'ni boylu boyunca yururuken. Sonra bos bir magazanin caminda Fuaye Cafe yazisini goruyorum. Aklima tabii Orhan Pamuk ve Masumiyet Muzesi geliyor, roman boyunca bitmek tukenmek bilmeyen Fuaye'deki yemekler. Assk Cafe'de cook eski arkadaslarimla, 11 yasindan beri tanidigim artik bebeleri olan arkadaslarimla bulusuyorum. Kahve ve sigara esligindeki eski gunleri konusmak bu sehre olan aidiyetimi hatirlatiyor bana, cunku unutmusum. Unutmak hayattaki en buyuk korkum. Sevdigimi, severek gordugumu ya da gorup kizdigimi, kizip affettigimi unutmak, ilk gencligimi, simdi salakca gelen ama o zaman ne kadar da onemli olan sacmaliklari, konustuklarimizi, yasadigimi unutmak. Iste bu sehir bana butun bunlari yeniden hatirlatiyor bugun itibariyle.
Unutmusum iki yildir ya da son sekiz yildir yavas yavas aslinda unutmadim sandiklarimi. Hatirlamak ise cok guzel, manyak bir duygusal tatmin sonrasinda gelen duygusal bosalma. Ama tabii kafanin icine de saglam tarafindan etme durumu. Burayi birakip geri dondugunde yine bir ait olamama, isteyip de basaramama haletiruhiyesi. Yillarca bu duygu yedi bitirdi beni. Bir sehir bu kadar mi agzina edebilir insanin yoksa aslinda sucladigim sehir degil de buyumek, yaslanmak mi gizliden.
Yillar once bir arkadasim icin bir sarki yazilmisti ya da siir yanlis hatirlamiyorsam "Istanbul Senin Sehrin" diye, iste simdi aklima o geldi, Istanbul her zaman benim sehrim bana kimse oyle birsey yazmamis olsa da. Suratsiz, lanet, zor ama sevilesi ve cok cok sevdiklerimin, vazgecilmezlerin, ilklerimin sehri. Vallahi seviyorum seni.
Monday, July 13, 2009
Yildizlardan fal tuttum o tarafa
Ayse Arman karsi mahallenin tadina bakmak istemis, ne hissediyorlarmis, nasil giyinip, nasil sosyallesiyorlamis filan. Cok onemli bir habercilik olayi buyuk cesaret, tipki kendisinin seks olmayan ama seksi olan resimlerinde gosterdigi cesaret gibi. Hele Fatih'te Ismailaga Caddesi'nde bir at edasiyla, artik kacinci sinif oldugunu bilemedigim muhtesem ayakkabilariyla kiritirken ve pisliksiniz lafini yerken de bayagi bir takdirlere sayan olmus kendisi cesaret ornegi olmasi babinda yani. Cok korkmus, hizli adimlarla dumduz yurumusler, yedikleri lafin haddi hesabi yokmus haciyagi satan dukkanlarin onunden gecerken. Bir de turban takanlarin soyledikleri gibi turban yuze, goze vurgu yapiyormus lafi hic de gercekci degilmis, kimse ona bakmamis turban varken kafasinda, eskiden bir enerjisi varmis, ezelevvel herkes bakarmis Ayse Arman'a. Ayyy midem kalkti okurken yazdiklarini. Bu kadar mi manyaklik olur ya? Ne kadar kendini begenmis bir insansin sen, ne kadar simarik, ne kadar da her bir boktan anladigini sanan cok onemli bir habercilik ornegi sundugundan emin, cok da tarafsiz yazdigini zanneden bir kisiymis diye dusunmeden kendimi alamiyorum.
Turbanlilari ya da herhangi bir kimseyi savunmak degil benim derdim. Ama o taraf, bu taraf kavgasi, sizin otel, benim cafe muhabbeti yuzunden ne kadar da ulkemizin, muhabbetlerimizin, hayatimizin icine ettigimizin farkinda degiliz. Arkadaslarim evime geldiginde annemle babamin muhabbetinin besinci dakikasinda o tarafin ne kadar ahlaksiz, serefsiz, yiyici ve pislik olduklarini duymaktan icime fenalik geldi. Bu taraf cok namuslu, demokrat, hic yemeyici ya tabii. Ilk ayrimciligi onlarin baslattigindan tut da o ciplerde, luks apartmanlarda artik onlarin oturdugunun virvirlanmasindan, ne kadar da kotu giyindiklerine kadarki o tarafin elestirisi artik ziyadesiyle canimi sikiyor.
Buyuk gazeteci, roportajci, unlu gelin, Dubai prensesi hic gormedi mi acaba Nisantasi'nda, Bagdat Caddesi'nde fink atan yapma sarisinlarin yanlarindan gecen turbanlilara ne kadar da mideleri bulanarak baktiklarini ya da girmeyi planladiklari restoranlarda iceride turbanli var diye yemekten vazgecen super entellektuel, demokrat Turklere rastlamadilar mi? Ben cok rastladim, hergun rastliyorum hatta. Mazallah bir turbanli gecmesin cok shik haliyle ya da luks arabasi, cantasi ile yanimizdan, yanimdaki cok zeki, kulturlu, sosyal seviyesi son derece yuksek mukemmel(!) erkek ve kadin cevremden istisnasiz pek de olumlu olmayan, kendisine soylense alinma seviyesi bir hayli yuksek olacagindan emin oldugum, dotu yemedigi icin dusuk frekansli sarfettigi sozlu tacizlere cok alistim ben son bes alti yildir. Bitmek tukenmek bilmeyen turban elestirisi. Ama sonu hep ekonomik seviyeye dokunan, artik kiskanclik oldugundan emin oldugum ipe sapa gelmeyen nevrotik konusmalar, Istanbul gidis ve gelislerimin anafikri oldu. Ne yaptin Istanbul'da, turban tartistim over and over again!
Biraz daha saygili, biraz daha yapici olabilsek hayat ne kadar da az depresif olur bence. Turban artik bir gercek, kacinilamayacak bir gercek. Kabul etmekle zorunlu oldugumuz bir gercek, kiskanmadan, laf ve bok atmadan, igrenmeden yasayabilsek birlikte o zaman belki o taraf bu taraf kaygi ve kavgasi birbirini daha iyi anlamaya yol acmaz mi?
Iki tarafindan icindeki nefret bir nebze olsun azalmaz mi? Buyuk sair Sezen ablamizin Roman Kizi'nda beynime siringaladigi gibi, "O taraf bu taraf kalbimizi kirdilar offffff" , off ki ne off yeter ulan o taraf bu taraf kavgasi der turbanli turbansiz her bir kesimi operim.
Turbanlilari ya da herhangi bir kimseyi savunmak degil benim derdim. Ama o taraf, bu taraf kavgasi, sizin otel, benim cafe muhabbeti yuzunden ne kadar da ulkemizin, muhabbetlerimizin, hayatimizin icine ettigimizin farkinda degiliz. Arkadaslarim evime geldiginde annemle babamin muhabbetinin besinci dakikasinda o tarafin ne kadar ahlaksiz, serefsiz, yiyici ve pislik olduklarini duymaktan icime fenalik geldi. Bu taraf cok namuslu, demokrat, hic yemeyici ya tabii. Ilk ayrimciligi onlarin baslattigindan tut da o ciplerde, luks apartmanlarda artik onlarin oturdugunun virvirlanmasindan, ne kadar da kotu giyindiklerine kadarki o tarafin elestirisi artik ziyadesiyle canimi sikiyor.
Buyuk gazeteci, roportajci, unlu gelin, Dubai prensesi hic gormedi mi acaba Nisantasi'nda, Bagdat Caddesi'nde fink atan yapma sarisinlarin yanlarindan gecen turbanlilara ne kadar da mideleri bulanarak baktiklarini ya da girmeyi planladiklari restoranlarda iceride turbanli var diye yemekten vazgecen super entellektuel, demokrat Turklere rastlamadilar mi? Ben cok rastladim, hergun rastliyorum hatta. Mazallah bir turbanli gecmesin cok shik haliyle ya da luks arabasi, cantasi ile yanimizdan, yanimdaki cok zeki, kulturlu, sosyal seviyesi son derece yuksek mukemmel(!) erkek ve kadin cevremden istisnasiz pek de olumlu olmayan, kendisine soylense alinma seviyesi bir hayli yuksek olacagindan emin oldugum, dotu yemedigi icin dusuk frekansli sarfettigi sozlu tacizlere cok alistim ben son bes alti yildir. Bitmek tukenmek bilmeyen turban elestirisi. Ama sonu hep ekonomik seviyeye dokunan, artik kiskanclik oldugundan emin oldugum ipe sapa gelmeyen nevrotik konusmalar, Istanbul gidis ve gelislerimin anafikri oldu. Ne yaptin Istanbul'da, turban tartistim over and over again!
Biraz daha saygili, biraz daha yapici olabilsek hayat ne kadar da az depresif olur bence. Turban artik bir gercek, kacinilamayacak bir gercek. Kabul etmekle zorunlu oldugumuz bir gercek, kiskanmadan, laf ve bok atmadan, igrenmeden yasayabilsek birlikte o zaman belki o taraf bu taraf kaygi ve kavgasi birbirini daha iyi anlamaya yol acmaz mi?
Iki tarafindan icindeki nefret bir nebze olsun azalmaz mi? Buyuk sair Sezen ablamizin Roman Kizi'nda beynime siringaladigi gibi, "O taraf bu taraf kalbimizi kirdilar offffff" , off ki ne off yeter ulan o taraf bu taraf kavgasi der turbanli turbansiz her bir kesimi operim.
Friday, July 10, 2009
Show me a smile then, don't be unhappy
40 derece sicakta dusunurken eski yazdiklarima baktim. Yaklasik 1.5 ay once bizim buralar diye bahsettigim simdiki bizim oralarin bok kokulu, bitmez tukenmez gri havasinin ne kadar ic kararttigini yazmisim. Bana da yaranmak ne mumkun? Aha da bana sicak hava, gunluk ve dahi guneslik bir hava bu da olmadi, baska ne verebilirsiniz seklinde, bol ve de havadar etekligimi sallandirarak ev koridorunda dolaniyorum. Iceride yanlis bir programa katildiklarindan kesinkes emin oldugum straplezli, ekleme sacli uc assolist cakmasi (bu terimi bir yerde kullanmam gerekiyor moda oyle) ve hafif davarimsi iki adamcagizdan olusan dort kisilik Yemekteyiz programi var, annem pur dikkat seyrediyor. Dun deniz borulcesini yapmislar bugun biz de aynindan yemek serefine eristik diyemiyorum ben yiyemedim maalesef. Icim alamiyor.
Dun aksam ust duzey manyak Didem IQ sinirlarini yine saglam zorladi. Onunla olmak her zaman bir challenge aslinda zevk olmasinin yaninda. Hep yenilenerek donuyorsun evine, ayrilmaya zorlanarak ya da ayrilmak icin can atarak. Simdi bunu yazdim diye kizar ama oyle. Iki ucu boklu degnek diyecegim gibi gelse de demek istedigim aslinda iki zit uclarda dalgalana dalgalana gecer hayat Didem'le. Bir cikar ortaya yuksek dozlarda verir, sonra yok olur alti ay Didem'in esamesi yok ortalarda, bekle dur ciksin abuk bir zamanda. Her ciktiginda yine eski dozlarda verdigi icin bir alisma, kendine gelme sarsintisindan sonra biraktigin yerden devam edebilme durumu guzel tabii.
Didem ikilendi artik. Kendisinin cuce ve mavisi turemis. Saclarini sallandirarak, etekleri kivirtarak dolaniyor evde. "Mama mia here I go again, my my how can I resist you" sarkisi ile karsiladi beni iki yil sonraki ilk bulusmamizda. Asik olmamak mumkun degil dedim ben bu cuceye, gerci bes yil sonra beni gecer ayaklara bakilacak olursa ama simdilik daha kucuk kivamda. En cok ayaklarimi begenmis oyle soyledi, ben de cok memnun oldugumu soyledim kendisine bir ayak fetisi olarak. "Sagolasin Nil Magali kadindan anliyorsun" demek istedim ama anasindan ve kendisinden firsat bulamadan diger bir konuya yani sparkling pinke ve odasindaki o tondaki objelerden bahsetmeye gectik. Biraz sonra benim erkeklerim sandigi ,her nedense, Didem'in beklenen arkadaslari geldi ve Nil Magali o andan sonra koptu. En favori erkegi olan mavi gozlu cocugun kucagina kurulmak ve elini omzuna atmak suretiyle uzak diyarlara dogru bir dalisa gecti. Didem'den daha bahsedemiyorum yasakli konular koydu bana biraz once, ehh saygi gosterek bari! Ekmezse yarin havuza gidecegiz bakalim heyecanla bekliyorum sonucu.
Simdi True Colors caliyor, en sevdiklerimden biri, Cyndi Lauper degil Phil Collins'ten.
"I see your true colors
and that's why I love you
so don't be afraid to let them show
your true colors
true colors are beautiful
like a rainbow" diyor.
Don't be discouraged da diyor ne de guzel diyor, o kadar cok sey var ki discouraged olacak ama iste boyle deliler oldugu surece cekebiliyoruz hayati biraz, SIMDILIK! Al bu da benden sana olsun o zaman super delim bir o kadar da ilerim!
Dun aksam ust duzey manyak Didem IQ sinirlarini yine saglam zorladi. Onunla olmak her zaman bir challenge aslinda zevk olmasinin yaninda. Hep yenilenerek donuyorsun evine, ayrilmaya zorlanarak ya da ayrilmak icin can atarak. Simdi bunu yazdim diye kizar ama oyle. Iki ucu boklu degnek diyecegim gibi gelse de demek istedigim aslinda iki zit uclarda dalgalana dalgalana gecer hayat Didem'le. Bir cikar ortaya yuksek dozlarda verir, sonra yok olur alti ay Didem'in esamesi yok ortalarda, bekle dur ciksin abuk bir zamanda. Her ciktiginda yine eski dozlarda verdigi icin bir alisma, kendine gelme sarsintisindan sonra biraktigin yerden devam edebilme durumu guzel tabii.
Didem ikilendi artik. Kendisinin cuce ve mavisi turemis. Saclarini sallandirarak, etekleri kivirtarak dolaniyor evde. "Mama mia here I go again, my my how can I resist you" sarkisi ile karsiladi beni iki yil sonraki ilk bulusmamizda. Asik olmamak mumkun degil dedim ben bu cuceye, gerci bes yil sonra beni gecer ayaklara bakilacak olursa ama simdilik daha kucuk kivamda. En cok ayaklarimi begenmis oyle soyledi, ben de cok memnun oldugumu soyledim kendisine bir ayak fetisi olarak. "Sagolasin Nil Magali kadindan anliyorsun" demek istedim ama anasindan ve kendisinden firsat bulamadan diger bir konuya yani sparkling pinke ve odasindaki o tondaki objelerden bahsetmeye gectik. Biraz sonra benim erkeklerim sandigi ,her nedense, Didem'in beklenen arkadaslari geldi ve Nil Magali o andan sonra koptu. En favori erkegi olan mavi gozlu cocugun kucagina kurulmak ve elini omzuna atmak suretiyle uzak diyarlara dogru bir dalisa gecti. Didem'den daha bahsedemiyorum yasakli konular koydu bana biraz once, ehh saygi gosterek bari! Ekmezse yarin havuza gidecegiz bakalim heyecanla bekliyorum sonucu.
Simdi True Colors caliyor, en sevdiklerimden biri, Cyndi Lauper degil Phil Collins'ten.
"I see your true colors
and that's why I love you
so don't be afraid to let them show
your true colors
true colors are beautiful
like a rainbow" diyor.
Don't be discouraged da diyor ne de guzel diyor, o kadar cok sey var ki discouraged olacak ama iste boyle deliler oldugu surece cekebiliyoruz hayati biraz, SIMDILIK! Al bu da benden sana olsun o zaman super delim bir o kadar da ilerim!
Thursday, July 9, 2009
Yaza dair, yazdan ote bayginliklar
Istanbul'a dondum Sureyya'yi mayokinisyle goremeden, degisen birsey yok bende hala icim yorgun. Agzimdan kelimeler cimbizla cikmaya basladi ki bu da pek hos bir durum degil tabii beni taniyanlar icin, Istanbul sicagi bayiltmaktan ote beynimi eritti de diyebiliriz
Dun aksam Ferhat Abi'yi seyrettik, lakin yaz televizyonlarinda pek fazla birsey yok. Ferhat Gocer baya eglendiriyor MUS, herkes oyle diyor. Turkbuku Guverte'de haydi eller birlessin, cep telefonlari havaya formunda, on siralarda Bodrum gecesi sarisinlarinin inci edasiyla dizildigi carsamba yaz aksamlari pek bir eglenceli. Gecen hafta Sibel Can var idi. Annem pek bir seviyor kendisini cok guzel ve masum yuzluymus. Kocalara parayi yedirtmis, simdi esekler gibi calisiyormus. Reklam arasinda Mega Magazin'e baktim soyle bir. Cesme-Bodrum haberlerine agirlik verilmis haliyle. Bikini, tankini ve mayokinili kizlar sulari avuclayarak kiclarini salliyorlardi. Yukaridan bunlari seyreden boy boy erkekler zoomlanirken arka fondaki "Buralari yikiliyor, hergun pesime bir biyikli takiliyor" sarkisi ise beni benden aldi.
Sabahlari Aramizda Kalmasin diye bir program var gunluk magazin haberlerini inceliyor, hatta ince eleyip sik dokuyor. Maksim Gazinosu assolisti endamindaki sunucunun kiyafeti ise pek bir goz aliciydi bu sabah. 11 AM sularinda kan kirmizisi saten elbise ve ayni tonlarda ruju ile Berrak Tuzunatac -Nejat Isler evlilik dedikodusunu didikliyordu. Gumusluk Belediye Baskani agzindan kacirmis yaz sonu o kiyacakmis nikahlarini agresif, bohem ciftimizin.
Berrak'a pek bir uzuldum, cok severim kendisini ancak Nejat Isler'le evlenme haberi yikti beni. Her daim sarhos, gazeteci dusmani Nejat Isler bu kizcagizimin basini yakmaz umarim. Anneme gore Berrak'in da birgun uzerine yurur hatta O'nu dovermis ama Berrak da aptal kiz degil yani, o da kodu mu saglam oturtur yari baygin Nejat'i diye dusunmekte ve evlenmemelerini umit etmekteyim. Yap kizim Gumusluk'te tatilini, ic birani, sigarani, yuru paparazzilerin uzerine, giy bikini-pareo takimini at zarlari pullari oyna tavlani, don Istanbul'a yurutemedik de ayril. Sana kariyer lazim koca degil.
Bodrum artik dakika dakika verilen bir savas haberi halinde yazlari Turk medyasinin mihenk tasi. Her yazili ve gorsel basinda Bodrum var. Kim ne giymis, ne yemis, nasil yanmis, kim kimle alt alta ust uste basilmis 24/7 yazilma, cizilme, zoomlanma seklinde. Unluler ise bu durumdan cooook rahatsiz. Turkbuku'ne, Gumusluk'e sakin bir tatil icin mi gidiyorlardi cok merak ediyorum. Ben bile bu sade vatandas halimle kaynimlarla gezerken, star tutulmasi oldum. Mesela cok sevdigim Terzi Hasan'i gordum, mafya, moda, dayak uclemesinin sari civcivi Canan Yaka'nin, milli uydurmaci Divan Palmira gonullu ambassodoru Kenan Pek Cetingoz'un yanindan soyle bir siyrildim, Pek Cetingoz'un tokyolarina bile yan gozle bakiverdim. Cesit cesit Lu Vutton (Didem boyle telaffuz eder) modellerini analiz ettim ki dondugumde bilgim artsin dedim. Insan iste unlu gorunce merak ediyor, paparaziler de islerini yapiyor, cekiyor cekiyor, birileri de unlu oluyor. Gitme kardesim Bodrum'a eger sakin tatil yapmak istiyorsan, paparaziler her adim basi sote halinde, bikini, dovme, opusme ve tekne ustu guneslenme pozu cekme pesindeler. Eger sevgilinle sakin bir tatil yapmak istiyorsan Agva, Sile, Kumburgaz'i tercih edeceksin Turkbuku'ne, Gumusluk'e.
Yazlari burasi boyle televizyon, Bodrum ve dedikodu seklinde geciyor. Gunler, haftalar, aylar geciyor. Kizlar kicini sallayarak, dizi unluleri ask yasayip sonra da ayrilarak, hanzolar canta ve cipleriyle Nuri Bilge Ceylan'in yalniz ve guzel ulkesinin sokaklarinda futursuzca fink atarak geciyor, geciyor!
Dun aksam Ferhat Abi'yi seyrettik, lakin yaz televizyonlarinda pek fazla birsey yok. Ferhat Gocer baya eglendiriyor MUS, herkes oyle diyor. Turkbuku Guverte'de haydi eller birlessin, cep telefonlari havaya formunda, on siralarda Bodrum gecesi sarisinlarinin inci edasiyla dizildigi carsamba yaz aksamlari pek bir eglenceli. Gecen hafta Sibel Can var idi. Annem pek bir seviyor kendisini cok guzel ve masum yuzluymus. Kocalara parayi yedirtmis, simdi esekler gibi calisiyormus. Reklam arasinda Mega Magazin'e baktim soyle bir. Cesme-Bodrum haberlerine agirlik verilmis haliyle. Bikini, tankini ve mayokinili kizlar sulari avuclayarak kiclarini salliyorlardi. Yukaridan bunlari seyreden boy boy erkekler zoomlanirken arka fondaki "Buralari yikiliyor, hergun pesime bir biyikli takiliyor" sarkisi ise beni benden aldi.
Sabahlari Aramizda Kalmasin diye bir program var gunluk magazin haberlerini inceliyor, hatta ince eleyip sik dokuyor. Maksim Gazinosu assolisti endamindaki sunucunun kiyafeti ise pek bir goz aliciydi bu sabah. 11 AM sularinda kan kirmizisi saten elbise ve ayni tonlarda ruju ile Berrak Tuzunatac -Nejat Isler evlilik dedikodusunu didikliyordu. Gumusluk Belediye Baskani agzindan kacirmis yaz sonu o kiyacakmis nikahlarini agresif, bohem ciftimizin.
Berrak'a pek bir uzuldum, cok severim kendisini ancak Nejat Isler'le evlenme haberi yikti beni. Her daim sarhos, gazeteci dusmani Nejat Isler bu kizcagizimin basini yakmaz umarim. Anneme gore Berrak'in da birgun uzerine yurur hatta O'nu dovermis ama Berrak da aptal kiz degil yani, o da kodu mu saglam oturtur yari baygin Nejat'i diye dusunmekte ve evlenmemelerini umit etmekteyim. Yap kizim Gumusluk'te tatilini, ic birani, sigarani, yuru paparazzilerin uzerine, giy bikini-pareo takimini at zarlari pullari oyna tavlani, don Istanbul'a yurutemedik de ayril. Sana kariyer lazim koca degil.
Bodrum artik dakika dakika verilen bir savas haberi halinde yazlari Turk medyasinin mihenk tasi. Her yazili ve gorsel basinda Bodrum var. Kim ne giymis, ne yemis, nasil yanmis, kim kimle alt alta ust uste basilmis 24/7 yazilma, cizilme, zoomlanma seklinde. Unluler ise bu durumdan cooook rahatsiz. Turkbuku'ne, Gumusluk'e sakin bir tatil icin mi gidiyorlardi cok merak ediyorum. Ben bile bu sade vatandas halimle kaynimlarla gezerken, star tutulmasi oldum. Mesela cok sevdigim Terzi Hasan'i gordum, mafya, moda, dayak uclemesinin sari civcivi Canan Yaka'nin, milli uydurmaci Divan Palmira gonullu ambassodoru Kenan Pek Cetingoz'un yanindan soyle bir siyrildim, Pek Cetingoz'un tokyolarina bile yan gozle bakiverdim. Cesit cesit Lu Vutton (Didem boyle telaffuz eder) modellerini analiz ettim ki dondugumde bilgim artsin dedim. Insan iste unlu gorunce merak ediyor, paparaziler de islerini yapiyor, cekiyor cekiyor, birileri de unlu oluyor. Gitme kardesim Bodrum'a eger sakin tatil yapmak istiyorsan, paparaziler her adim basi sote halinde, bikini, dovme, opusme ve tekne ustu guneslenme pozu cekme pesindeler. Eger sevgilinle sakin bir tatil yapmak istiyorsan Agva, Sile, Kumburgaz'i tercih edeceksin Turkbuku'ne, Gumusluk'e.
Yazlari burasi boyle televizyon, Bodrum ve dedikodu seklinde geciyor. Gunler, haftalar, aylar geciyor. Kizlar kicini sallayarak, dizi unluleri ask yasayip sonra da ayrilarak, hanzolar canta ve cipleriyle Nuri Bilge Ceylan'in yalniz ve guzel ulkesinin sokaklarinda futursuzca fink atarak geciyor, geciyor!
Tuesday, June 30, 2009
Jetlag yuzunden Turkbuku'ne hazirlanamiyorum, eyvah!
Sonunda ben de Ask-i Memnu'nun su cok konusulan Youtube'da izlenme rekorlari kiran Bihter Behlul sevismesini seyrettim, oh beah! Bekle bekle, 20ser dakikalik 3-4 reklam arasindan sonra sevisme tum yavasligiyla ve Kivanc Acitug'un ne oldugunu bakip bakip anlayamadigim kol dovmesi zoomuyla saat aksam 11 civari basladi. Annemle birlikte sicaktan bardak bardak sulari kafamiza dikerken, meshur sevismeyi seyrettik. Cok atesli bir sahne bekliyorum ha geldi ha gelecek diye, yok meger o kadarmis bir haftadir her yerde bahsedilen sahne. Ben de Sex and the City'deki Samantha'nin rutinlerinden biri sandiydim ama tabii Turk dizileri icin oldukca yogun sayilabilecek bir sahne acikcasi. Keske Ayse Arman'in Beren Saat roportajini okumadan seyretseydim, o sahnelerde araya yastik koyuyorlarmis tahrik olma unsuru ortadan kalksin diye, icime tabii bir hayli su serpildi biz de saniyorduk 25 set gorevlisi esliginde ciddi ciddi sevisiyorlar her neyse. Seyrettim ya ben daha da baska birsey istemem.
Istanbul'da ikinci gunum hala yorgunum, yorgun mu geldim yoksa burasi yorgunluguma yorgunluk mu katti pek anlamis degilim, zati anlayamadan da donerim herhalde. 2 gunde uc kere dolmusa bindim Erenkoy-Kiziltoprak arasi, ucunde de ayri ucret odedim "ne kadar? 2 lira", "ne kadar? 2.25 lira", "ne kadar? 2.10" hepsinde de sorgusuz sualsiz verdim, kendi ic sesimle mucadele ederekten. Sag salim evime gitme arzusu icindeyim. Hava sicak, dolmus kapisi acik sekilde seyir halindeyiz, hepsinde de kenar koltuktayim, her an disari ucabilirim. Bir de sofor kardesle ucret hakkinda kucuk de olsa munakasaya girmek beni korkuttu. Guzel insanimin ne kadar offensive oldugunu flashbacklendi ister istemez, "seni kazikliyor muyuz abla?" gibi bir sendroma giremeyecek kadar yorgun ve jetlagim. Ne olursa kabulum, beni sag salim Erenkoy isiklarda at da sen ne kadar olursa olsun dusuncesiyle kuzu kuzu gittim. Daha sapasaglamim ama annem cok emin ezilecegimden cunku burada yayalar icin yesil aslinda yayalar icin yesil degil imis. Bana oyle soylendi, "sen sana yesil de olsa gecme" dendi, "bekle yol bosalsin, ufukta araba kalmasin oyle karsiya gec" diye tembihlendi. Zaten oyle olmasa da 15 saniye kadar yanan yaya icin yesilde panter hiziyla kosaraktan karsidan karsiya geciyorum. Sikayet ediyor degilim tabii, degisen birsey yok cunku, sadece unuttuklarimi tekrar yasiyorum biraz sersemlemis olsam da geri geliyor hatiralar.
Tipler pek bir ayni, her gecen yil daha da birbirine benziyorlar. Turk insani iyice bir sarisin olmus. Paris Hilton'lar salinaraktan Bagdat Caddesi'nin 35 derecesinde bir asagi bir yukari dolasiyorlar. Lui Viton (simdi tabii Fransizca yazsam anlasilmaz halkin diline inmek istedim) sponsorlugunda yapilan bu Bagdat Caddesi turlarinin olmazsa olmazi ise Starbucks kafeler, bir mantar bitmesi formunda her 100 metro araliginda acilmak suretiyle Turk ekonomisinin onemli bir mihenk tasi olmus.
E Allah razi olsun ne diyek, Turk insanin kahve ihtiyacini karsilayan Starbucks'a, orta sinif ve ustu olmaya calisan hem de cok cabalayan Turk kadin ve kizlarina buyuk katkida bulunan kuaforler ile Lui Viton'a tesekkuru bir borc bilmek lazim. Ekonomik krizi onlar sayesinde atlatiyoruz sanirim. Ha bir de anasinin nikahini isteyen ustu fiyonklu naylon Crocs'lar var tabii unutmamak lazim, Turkbuku icin cok gerekli. Ben de hazirliyorum uc gun sonra gidecegim Turkbuku tatilim icin lazim olan ikoncan item'larimi. Belki Kivanc Tatlitug'u gorur, Sureyya Yalcin'in sadirvanin yanina duserim degil mi? Oyle kabak gibi olmaz, saclarin fonlenmesi, bikiniye uygun pareolarin hazirlanmasi gerekmekte. Allah'tan cok yakin bir ikoncan tanidigim var da ondan yardim alma dusuncesi icime gul suyu serpiyor, oralarda rezil rusva olma endisesini az da olsa ortadan kalkiyor.
Didem manyagi aradi, her zamanki dozlarindan bir - iki verdikten sonra ki o buna taciz demekte, ayaga kalktim. Annemin gunluk alinganliklarini da atlattiktan sonra ikinci gecemin sonuna gelip yeni bir gune baslamak uzere kafami yastiga bir turlu koyamadim cunku uykum yok. Ege bile kacinci uykusunda kimbilir. Binbir diretmesine ragmen o bile bir sure sonra bayiliyor ama ben baykus gozler, gazdan sismis bir karin, yapilacak isler, gorulecek insanlar, alinacak sacmaliklarin sanal listesiyle mucadale halinde geceye devam ediyorum. Simdi birkac sayfa okuyup uykuya gecme niyetindeyim, aslinda Ege'nin Coldplay, Beatles ninnilerini mi Ipod'a aktarip da uyumayi denesem diye de dusunmuyor degilim! Ege'yi uyutacagina daha cok ayiltiyor, belki 34 yas fark sebebiyle beni ayiltacagina bayiltir. Hadi ben uzadim.
Istanbul'da ikinci gunum hala yorgunum, yorgun mu geldim yoksa burasi yorgunluguma yorgunluk mu katti pek anlamis degilim, zati anlayamadan da donerim herhalde. 2 gunde uc kere dolmusa bindim Erenkoy-Kiziltoprak arasi, ucunde de ayri ucret odedim "ne kadar? 2 lira", "ne kadar? 2.25 lira", "ne kadar? 2.10" hepsinde de sorgusuz sualsiz verdim, kendi ic sesimle mucadele ederekten. Sag salim evime gitme arzusu icindeyim. Hava sicak, dolmus kapisi acik sekilde seyir halindeyiz, hepsinde de kenar koltuktayim, her an disari ucabilirim. Bir de sofor kardesle ucret hakkinda kucuk de olsa munakasaya girmek beni korkuttu. Guzel insanimin ne kadar offensive oldugunu flashbacklendi ister istemez, "seni kazikliyor muyuz abla?" gibi bir sendroma giremeyecek kadar yorgun ve jetlagim. Ne olursa kabulum, beni sag salim Erenkoy isiklarda at da sen ne kadar olursa olsun dusuncesiyle kuzu kuzu gittim. Daha sapasaglamim ama annem cok emin ezilecegimden cunku burada yayalar icin yesil aslinda yayalar icin yesil degil imis. Bana oyle soylendi, "sen sana yesil de olsa gecme" dendi, "bekle yol bosalsin, ufukta araba kalmasin oyle karsiya gec" diye tembihlendi. Zaten oyle olmasa da 15 saniye kadar yanan yaya icin yesilde panter hiziyla kosaraktan karsidan karsiya geciyorum. Sikayet ediyor degilim tabii, degisen birsey yok cunku, sadece unuttuklarimi tekrar yasiyorum biraz sersemlemis olsam da geri geliyor hatiralar.
Tipler pek bir ayni, her gecen yil daha da birbirine benziyorlar. Turk insani iyice bir sarisin olmus. Paris Hilton'lar salinaraktan Bagdat Caddesi'nin 35 derecesinde bir asagi bir yukari dolasiyorlar. Lui Viton (simdi tabii Fransizca yazsam anlasilmaz halkin diline inmek istedim) sponsorlugunda yapilan bu Bagdat Caddesi turlarinin olmazsa olmazi ise Starbucks kafeler, bir mantar bitmesi formunda her 100 metro araliginda acilmak suretiyle Turk ekonomisinin onemli bir mihenk tasi olmus.
E Allah razi olsun ne diyek, Turk insanin kahve ihtiyacini karsilayan Starbucks'a, orta sinif ve ustu olmaya calisan hem de cok cabalayan Turk kadin ve kizlarina buyuk katkida bulunan kuaforler ile Lui Viton'a tesekkuru bir borc bilmek lazim. Ekonomik krizi onlar sayesinde atlatiyoruz sanirim. Ha bir de anasinin nikahini isteyen ustu fiyonklu naylon Crocs'lar var tabii unutmamak lazim, Turkbuku icin cok gerekli. Ben de hazirliyorum uc gun sonra gidecegim Turkbuku tatilim icin lazim olan ikoncan item'larimi. Belki Kivanc Tatlitug'u gorur, Sureyya Yalcin'in sadirvanin yanina duserim degil mi? Oyle kabak gibi olmaz, saclarin fonlenmesi, bikiniye uygun pareolarin hazirlanmasi gerekmekte. Allah'tan cok yakin bir ikoncan tanidigim var da ondan yardim alma dusuncesi icime gul suyu serpiyor, oralarda rezil rusva olma endisesini az da olsa ortadan kalkiyor.
Didem manyagi aradi, her zamanki dozlarindan bir - iki verdikten sonra ki o buna taciz demekte, ayaga kalktim. Annemin gunluk alinganliklarini da atlattiktan sonra ikinci gecemin sonuna gelip yeni bir gune baslamak uzere kafami yastiga bir turlu koyamadim cunku uykum yok. Ege bile kacinci uykusunda kimbilir. Binbir diretmesine ragmen o bile bir sure sonra bayiliyor ama ben baykus gozler, gazdan sismis bir karin, yapilacak isler, gorulecek insanlar, alinacak sacmaliklarin sanal listesiyle mucadale halinde geceye devam ediyorum. Simdi birkac sayfa okuyup uykuya gecme niyetindeyim, aslinda Ege'nin Coldplay, Beatles ninnilerini mi Ipod'a aktarip da uyumayi denesem diye de dusunmuyor degilim! Ege'yi uyutacagina daha cok ayiltiyor, belki 34 yas fark sebebiyle beni ayiltacagina bayiltir. Hadi ben uzadim.
Subscribe to:
Posts (Atom)